Haber

Demirtaş’tan Erdoğan’a: Bu yedi yıl sizi yıprattı, çöktünüz

Edirne’de tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Halk TV çalışanlarının sorularını yanıtladı.

Demirtaş’a sorulan sorular ve verdiği cevaplar şöyle:

‘SALAY HAYATI SENİ BİTTİ’

Halk TV Yorumcusu Barış Pehlivan: Recep Tayyip Erdoğan ile özgürlüğüne kavuştuğunda tanışsaydın ona ne söylemek isterdin?

“Bu yedi yıl seni yıprattı, çok yaşlandırdın, yıkıldın, Saray hayatı seni bitirdi, yazıklar olsun…” derdim.

Dış Haberler Şefi Burak Tatari: En çok merak edilen konulardan biri de olası bir iktidar değişikliğinde yeni iktidarın dış politikası. Size göre yeni güç Batı/Rusya ve Irak, Suriye, İran gibi komşu ülkelerle nasıl bağlantı kurmalı? Dış politikaya hangi yaklaşım yön vermeli?

Sevgili Burak, dış politika haberlerini büyük bir ilgiyle takip ediyorum ve şimdiden büyük işler başardığını görmek beni mutlu ediyor.

Türkiye, jeostratejik konumu nedeniyle tarihsel geçmişi, tecrübesi ve bugünkü önemi dikkate alındığında çok hassas bir dış politika istikrarına sahip olması gereken bir ülkedir. Türkiye dünyanın ortasında bir yerde. Ne Batı’ya, ne Doğu’ya, ne Kuzey’e, ne Güney’e sırtını dönebilir. Dünyanın en sıkıntılı coğrafyası Ortadoğu ile en rahat coğrafyası Avrupa’nın ortasında bir sıraat köprüsü gibi duran Anadolu’yu istikrara kavuşturmak kolay iş değil. Burası göç yolu, medeniyetler kavşağı, güç kaynaklarının merkezi ve tarihi birikimiyle çok, çok yeni ve çok özel bir coğrafyadır. Türkiye’nin dış politikası dünyanın hiçbir merkeziyle tam anlamıyla meşgul olamayacak kadar hassas olmak zorunda. Dengeyi biraz kaçırırsanız faturası çok ağır gelir. Tıpkı bugünkü Erdoğan rejiminde olduğu gibi her şeyi alt üst ediyorsunuz ve bunu düzeltmek yıllar alıyor. Her şeyden önce çevremizdeki komşu devletlerden ve halklardan başlayarak barış odaklı yeni bir siyasete ihtiyaç var. Bunun için Kürt sorunu, Ermeni sorunu, Kıbrıs sorunu gibi ana başlıklarda bir rahatlama ve analiz perspektifi ortaya konulmalıdır. Bu konularda ilerleme kaydedilirken, radikal demokratikleşme reformları, Avrupa Birliği müzakerelerinde ilerleme, hukukun üstünlüğü ve insan haklarında yumuşama eş zamanlı olarak gerçekleştirilmelidir. Bunlarla bağlantılı olarak ekonomide üretime ve istihdama dayalı yeni bir model hayata geçirilmelidir. Tüm bu alanlarda ilerleme kaydedilirken, dış politikada yeni bir müzakere ve barış hattının oluşturulması da mümkündür. Yoksa içinizde kanayan yaralar varken dış politikada çizgi tutturamazsınız. Ve elbette ideolojik yaklaşımdan uzak bir dış politika vizyonuna sahip olmalısınız. AKP gibi İhvancı bir çizginin varacağı yer bugünün yenilgisi olacaktır.

‘EDEBİYAT SİYASETTEN ZOR’

Dergi Editörü Ceylan Yıldız: Takip ettiğim mitinglerin basın açıklamalarında senin fotoğraflarını taşıyan annelerin “Deste Xızır ser pışta te be” (Hızır’ın eli beline) dediğini çok duydum. Bu maneviyatı hapishaneden mi hissediyorsunuz?

Hissedemiyor muyum Ceylan Hanım? Annelerin o kutsal duaları burada nefes borum. Xızır’ın elini hep üzerimde hissettim, beni bir an bile yalnız bırakmadı. O güzel kalpli annelere çok şey borçluyum ve en çok da onlara layık olmaya ve onları mahçup etmemeye çalışıyorum.

Gündem Editörü Elif Altındağ Şenses: Öykü yazmak mı zor, siyaset mi?

Edebiyat kesinlikle daha zor ve riskli bir alan değildir. Siyasette övünmek kolay, ikiyüzlülük yapılabilir ama edebiyatta neysen osun. Kendini gizleyemezsin, başka türlü gösteremezsin. Yazabilirsin ya da yazamazsın, ortası yok. Siyasette her türlü fırıldak yapılır. İkisinde de dürüst olmaktan başka bir seçenek tanımadım.

Gündem Editörü Elif Tokbay: Siz Başak Demirtaş mısınız yoksa daha ünlü müsünüz?

Başak Demirtaş? Kim o? Tam anlayamadım. Huh, bu benim hayat arkadaşım Başak mı? 🙂 Latife şakası, durup dururken gezilere çıkmayalım. Elbette hiçbir zaman bir popülerlik derdimiz, bir popülerlik arayışımız olmadı. İkimiz de bilinen, tanınan insanlarız ve bu görünürlüğü işimiz için bir avantaj olarak tanımlıyor ve çabamızı büyütmek için kullanıyoruz. Bizden hoşlanmayanlar olsa da biz inandığımız yolda yürümeye devam ediyoruz. Sonuçta biz influencer ya da reklam yüzü değiliz, özgürlük ve demokrasi için çalışıyoruz. Günümüzün bağlantı dünyasının bir artısı olarak bilinmeye olabildiğince değer veriyoruz. Kim ne düşünürse düşünsün, çabalarımıza ağırlık vermeyi tercih ediyoruz.

‘DEPREM BÖLGESİNE ÖNCE GİDİYORDUM’

TV Muhabiri Fırat Fıstık: 14 Mayıs’ta hükümet değişirse; İlk günden birinci haftaya kadar ne yapılmalı sizce?

Değerli kardeşim Fırat, eminim ki herkesin bir “ilk eylem” beklentisi vardır ve hepsinin haklı, hukuki beklentileri olmalıdır. Ama bu kadar harap olan, yangına dönen bir ülkeyi bir günde, bir haftada onarmak mümkün değil. Bence herkes bunun farkında. Yine de ben olsam yemin töreninden çıkıp deprem bölgesine gider ve her depremzede sağlıklı bir kap, duş, tuvalet, yemek, eğitim ve sağlığa kavuşana kadar Ankara’ya dönmezdim. Bundan daha acil bir şey düşünemiyorum. Geri kalan her şey bir hafta, bir ay daha bekleyebilir bence.

TV Muhabiri Gamze Altunay: Kadın dayanışması sloganlarından hangisi favoriniz, neden?

“Jin jiyan azadi” (kadın, yaşam, özgürlük) sloganı bence kadınların çabasını en iyi anlatan slogandır. Son kitabım DAD’ın ilk sayfasında bu sloganı kullanmıştım ama ne yazık ki o sayfa teknik bir hatadan dolayı ilk iki baskıda basılmadı. Sanırım yeni baskılarda bu hata düzeltildi. Hanım hayatın kaynağı, sahibi, yaratıcısı ve özüdür. Ve tabi bu vasıflara sahip olanın hürriyeti yoksa, başta erkeğin olmak üzere bütün omurları esirdir. Bunun farkında olmayanlar ise ağaçtır, kerestedir ve ne yazık ki yeryüzünde en bol bulunan emtia kerestedir. Dolayısıyla daha gidilecek çok yol ve yapılacak çok iş var. Ancak pes etmeyin ve birlikte mücadeleye devam edin Gamze Hanım.

‘HESAP VERMELİLER’

Yönetmen İtimat Çelik: Yaklaşık yedi yıldır cezaevindesiniz ve günümüzün hızla değişen dünyasında bu süre oldukça uzun… Türkiye’yi bu süreçte cezaevinden takip ettiniz. Cezaevinde izlediğiniz TV ekranında Türkiye sizce nasıl görünüyor ve medya nasıl bir sınav veriyor?

Sevgili İtimat, inanın Türkiye dışarıdan bakınca acı, sarsıcı ve üzücü tablo içeriden de görülüyor. Hatta daha dikkatli ve seçici bir şekilde izleme şansımız olduğunu söyleyebilirim. Bunda özgür basın emekçilerinin, avukatlarımızın ve ailelerimizin desteği çok değerlidir. Onlar olmasaydı havuz medyasından dışarıyı izlemek zorunda kalırdık, bu da doğrudan bir eziyet olurdu 🙂
Medya geneli açısından şunu söyleyebilirim ki, bir avuç onurlu gazeteci, bir kamyon dolusu bilardocudan çok daha etkili işler yapmasaydı, bugün Türkiye çok karanlık, sıfır umutla yoluna devam eden bir diktatörlük olurdu. . Bence AKP’den sonra yapılması gerekenlerden biri de o kamyonu belediye çöplüğüne çekip damperini boşaltmak. Bir tetikçi gazeteci kılığına girmiş bir soytarıya para ödeyen ya da görev veren kimseyi eleştirmekten ve ifşa etmekten çekinmeyeceğimi peşinen söyleyebilirim. Bütün bu alçaklar hata yaptılar ve bağımsız yargı önünde hesap vermeleri gerekiyor.

YouTube Koordinatörü Hasan Ay: ‘Seni başkan yapmayacağız!’ Erdoğan faciası üzerinden kurduğunuz siyasetle Türk solunun desteğini büyük ölçüde alarak partinizi rekor oy oranına getirmeyi başardınız. Peki Erdoğan gittikten sonra nasıl bir siyaset kuracaksınız? Ekonomik ve sosyal anlamda sosyalist değerlerin ve personel hareketinin ön plana çıktığı bir politika mı izleyeceksiniz yoksa özellikle ‘Türkleşme’ hareketinden rahatsız olan Kürtleri üzmeyecek bir çizgi mi izleyeceksiniz?

Sevgili Hasan arkadaşım, 18 yaşımdan beri kendimi sosyalist olarak tanımlıyorum ve siyasette hep bu dünya görüşümü pekiştirmeye ve pekiştirmeye çalışarak ilerledim. Şu anda beni en çok ilgilendiren ve kendimi yakın bulduğum çaba ekososyalizm. Elbette siyasette de bu çizgide yürümeye devam edeceğim. Yoksa kendimle çelişmek olurdu.

‘YÜZLERCE KİTAP OKUDUM’

İşyeri Hekimi Dr. Hume Toklu: Özgürlüğünüze kavuştuğunuzda ilk yiyeceğiniz yemek ve dinleyeceğiniz ilk müzik ne olacak? Ben de çok merak ediyorum cezaevinde toplam kaç kitap okudunuz?

Toklu Bey inanın bunları hiç düşünmedim. Başak o gün evde ne güzel yemek yaptıysa yanına pilav salata yaparım, beraber yeriz herhalde. Dışarıda kendi bestelerim çalınır, söylenirdi ama şimdi hiçbirini dinleyemedim. Müziğim dinlenmeye hazır mı bilmiyorum ama biraz dinlemem lazım 🙂 Sanırım şu anda Diyarbakır’da bir depoda cezaevinin görünen mührünü taşıyan 5 bin kadar kitap var. Tamamını olmasa da değerli bir bölümünü okuduğumu veya incelediğimi söyleyebilirim. Bunun dışında doğal olarak cezaevi kütüphanesinden yüzlerce kitap okumuşumdur.

Halk TV programcısı İsmail Küçükkaya: Kendinizi Türk siyasetinin ve demokratik hayatın geleceğinde etkili/belirleyici isimler arasında görüyor musunuz? Sizce bu anlamda başka hangi isimler etkili olacak?

Sevgili İsmail Küçükkaya, önemli olan gelecekte kendimi nerede gördüğüm değil. Halk kimi görmek isterse ona talih verir, karar verecek olan halktır. Bu anlamda millet kime misyon veriyor bilmiyorum ama artık kim şans vermez şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Türkiye’nin geleceğinde Tayyip Erdoğan’a, Devlet Bahçeli’ye, Mustafa Destici’ye, Doğu Perinçek’e, Cumhurbaşkanı Aksakal’a yer yok. ve benzerleri.

Halktv.com.tr editörü Mehmet Tezkan: 7 yıldır hücrede yaşıyorsunuz. Sizi hayata bağlayan, edebiyatla uğraşan, hikâyeler yazan, siyasi hayatı yakından takip etmenizi sağlayan, zaman zaman siyasi akışa müdahale etme ihtiyacı uyandıran, hayata ve siyasete dair doğru yorumlar yapmanızı sağlayan motivasyon nedir?

Bunu birkaç cümleyle anlatmak açıkçası pek kolay değil sevgili Mehmet Tezkan. Bir zamanlar çok kızmıştım. İnsanlara yapılan baskı, zulüm ve haksızlıklar beni çok kızdırıyor. Muhalif siyasetçiler olarak onları durduramadığım için en çok kendimi suçluyorum ve en çok da kendime kızıyorum. Çok daha önce muhalefet olarak demokrasinin unsurları etrafında birleşip ortak bir çaba göstermemiz ve bu otoriter rejime dur dememiz gerekirdi. Bu duruma gelmesi Erdoğan’ın başarısı değil, bizim başarısızlığımız, eksikliğimizdir.
Hapse girdiğim günden beri bu eksikliği gidermeye, hatalarımızı aşmaya ve halka olan borcumu ödemeye çalışıyorum. Bu benim ana motivasyon kaynağım. Her şeyi bu ruhla, bu inançla yapıyorum. Çünkü bahsettiğim borcu ödemek vicdanen rahatlamak değil benim için halkı bu zulümden kurtarmaktır. Bu benim hedefim ve bu amaç doğrultusunda yazdığım, çizdiğim, söylediğim her şeyi büyük bir moralle yapıyorum. Burada ayakta durabilmek ve bol bol üretebilmek için borç ödeme isteğinin uygun bir motivasyon kaynağı olduğunu söyleyebilirim.

‘DİRENMEKTEN BAŞKA SEÇENEK YOK’

Destek Çalışanı Mercan Sofi: Ben bir anneyim, çocuklarım var. Onlarsız bir gün dayanamam. nasılsın

Dayanabileceğimi söyleyen Mercan Hanım! Aslında katlanıyorum çünkü yapabileceğim başka bir şey yok. Kızlarım gözümün önünde koca koca ergenler oldular ama onlara dokunamadan, koklayamadan, hayatlarında bir kesik bulamadan. Bunun telafisi mümkün değil ve bunun haksız, hukuksuz, haksız bir şekilde yapılmış olması ve bu yılların tek bir suç olmadan çalınmış olması beni özellikle kızlarım adına kızdırıyor. Yine direnmekten başka çare yok.

Dış Haberler Müdürü Mustafa Kemal Erdemol: Yedi yıldır haksız ve hukuksuz bir şekilde cezaevindesiniz. Cezaevindeyken ‘dışarıda olsam şunu yaparım’ demesi doğal. Düşündüğün şey oldu. Dışarıdayken yedi yıl boyunca ne yapıyor olurdunuz? Tüm bu ağır siyasi çalışmanın ortasında kitaplar yeniden yazılır mıydı?

Sevgili Mustafa Kemal, çok şey var… Ama bu günlerde dışarıda olmayı, miting yapmayı çok isterdim. Avukatlar aracılığıyla tweet paylaşmak aynı etkiyi ve aynı tadı vermiyor 🙂 Ve evet, dışarıda olsam tek bir kitap bile yazamazdım.

Halk TV Programcısı Selin Sabit: 2023 yılı için boya ve fırça ile grafiti yapacak olsanız ne yazardınız?

Bugün Türk Uzay Ajansı’nın duvarına şöyle yazardım: “Akşam uzaydan inerken yarım kilo kıyma getirin yan dükkanda bile çok pahalı” 🙂 Selin hanım.

Editör Sevim Güçlü: HDP, Yeşil Sol Parti çatısı altında seçime girme kararı aldı ve aday göstermeyeceğini açıkladı. Ancak şu ana kadar partiden imalar yapılmış olsa da ‘adayımız Kemal Kılıçdaroğlu’ ifadesi resmi olarak kullanılmadı. HDP sizce bu konuda neden çekiniyor?

Sanırım bu çekingen olmaktan çok bir zamanlama meselesi. Bayramdan sonra desteklenecek adayın belli olacağı açıklandı.

‘YARGI’NIN DURUMU’

Adliye muhabiri Seyhan Avşar: Siyasi çalışmalarınızın yanı sıra aktif bir hukuk çalışması da yürüttüğünüzü düşünüyorum. AİHM, hükümetin tutuklanmanızla ilgili tezlerle ilgilenmediğini, sizi cezaevinde tutarak siyasi faaliyetlerinizi engellemeye çalıştığını tespit etti. Bu tespit, aday olduğunuz bir önceki Cumhurbaşkanlığı seçimini de kapsıyor. Mevcut cumhurbaşkanlığı seçim süreci ile aday olduğunuz süreç arasında ne gibi farklılıklar veya benzerlikler görüyorsunuz?

Sevgili Seyhan Avşar, bu röportaj için emeğiniz için teşekkür ederiz. Sizlerin de bir gazeteci olarak çok yakından takip ettiğiniz üzere bu yedi yıllık rehine sürecinde iki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve bir Anayasa Mahkemesi haksız yere gözaltına alındığıma, delilsiz tutuklandığıma ve siyasi nedenlerle yargılandığıma karar verdi. Ancak bu kararlar görmezden gelindi ve her seferinde Erdoğan’ın açık talimatlarıyla uygulanmadı.
Yargının şu anki durumu gerçekten içler acısı. Durum 2018’de cumhurbaşkanlığına aday olduğumdan çok daha kötü. Savcı ve yargıç cübbesi giyen bazı kişiler adeta “Yaşasın Erdoğan, Yaşasın Erdoğan!” Artık tuz kokan noktadayız deme noktasına geldiler. Ama bu günler geçecek ve asıl zalimler, bu çağın bütün zalimleri, hırsızları, katilleri bağımsız yargı önünde mutlaka hesap verecektir. Buna hem inanıyoruz hem de bunun için gerçekten çok çaba harcıyoruz ve elbette kazanacağız!

Halk TV Programcısı Sorel Dağıstanlı: 2015 seçimleri öncesi küme toplantınızda “Sizi cumhurbaşkanı yapmayacağız” demiştiniz. Tüm siyasi mesajları (partinizin gücü, iddialara karşı duruşu ve yanıtı vb.) içeren kısa bir cümle yazmışsınız. Bugün bir cümle söyleyecek olsanız bu ne olurdu?

Şu anda dışarıda ciddi bir endişe ve baskı ortamı var. Kimse kolay kolay Erdoğan’ı ve hükümeti eleştiremez. Hapse atılmak, ihraç edilmek, linç edilmek, basılmak gibi somut ve önemli tehditlere rağmen hâlâ sessiz kalmayan onbinlerce insan var. Ne burada sustum ne de dışarıda olsam susmazdım. Kral çıplak olduğunu söyleyene ve bedelini ödemeye hazır olana kadar hiçbir şeyi düzeltemeyiz sevgili Sorel.

‘KÜRT BAHÇESİNİ GÖSTEREBİLİR MİSİNİZ’

Reji çalışanı Şevval İskender: AKP iktidarının 21 yıllık raporunda; derinleşen ekonomik kriz, Türk lirasının en düşük seviyelere ulaşması, dış borçlanmada rekor kırılması, konut sorunu, sağlık çalışanlarının “giderlerse” söylemleri, basın mensuplarına uygulanan ağır baskı, işlerin iflasa dönüşmesi, yurttaşlığın barınmaya teşvik olarak sunulması, ülkenin her yerinde tek seslilik yaratılış anlayışı ve daha niceleri… Ama bunlar arasında en değerlisi, iktidarın ideolojik hegemonya alanı olarak gördüğü eğitim kurumlarıdır. Her yeni bakanın eğitim sistemini değiştirdiği bu sistemi değiştirecek politikalarınız neler, sizce bunları doğru anlatabiliyor musunuz? Nepotizm nasıl sona erecek?

Şevval Hanım, bahsettiğiniz tüm sorunların yakıcı ve aciliyet taşıması doğaldır ancak sizin de belirttiğiniz gibi eğitim alanında reformlar yapılmadan hiçbir soruna kalıcı çözüm getirilemez. İdeolojiden arınmış bir müfredat ve nitelikli eğitimcilerle herkese eşit, ücretsiz, bilimsel ve nitelikli eğitim hizmeti sunamazsanız, toplumsal kalkınmayı gerçekleştiremezsiniz. Bu konuya burada çok uzun detaylarla cevap vermem mümkün değil ama şu kadarını söyleyeyim: İlkokuldan üniversiteye kadar zorunlu eğitim programında demokrasi ve insan hakları dersi yer almalı, tüm devlet okullarının eğitim kalitesi yüksek. her yönüyle günümüz özel okulları düzeyine getirilmeli, sosyal haklar, eğitim ve denetim açısından öğretmenlik mesleği olmalıdır. Toplumun yüksek nitelikli ve saygın bir mesleği haline dönüştürülmeli, ezberci, rekabetçi bir eğitim modelinden bilimsel, analitik, özgür düşünceye sahip, sağlam, dayanışmacı bir eğitim modeline dönüştürülmelidir. Haklısınız, bunları ve daha fazlasını topluma doğru düzgün anlatamıyoruz, daha etkin iletişim sistemleri kullanmamız gerektiğini düşünüyorum.

Halk TV Programcısı Sevecen Payzın: Kargaşadan, şiddetten, siyasi çekişmelerden bıkmış Kürt seçmen gençlerine ve hem Kürt hem de Türk milliyetçiliğinden bıkmış, barış, refah, barış, iş arayan genç seçmene ne dersiniz? ve yemek?

Şirin, burada Türk ve Kürt milliyetçiliği tartışmalarına girmeyeceğim ama ikisini de aynı kategoride değerlendirmek, tarihsel gelişimleri ve bugünkü sonuçları açısından doğru değil. Bana bir Kürt Bahçeli, Kürt Ümit Özdağ, Kürt Destici veya Kürt Ogan gösterirseniz kesinlikle bu tartışmadan uzak dururum. Ancak kastınız bu karşılaştırma olmadığı için şunu söyleyebilirim:
Evet, gençler barış, huzur ve refah istiyor. Siyasetten haklı olarak somut analizler bekliyorlar. Bunun yolu da demokrasiyi devletin, toplumun ve bireyin temel unsuru haline getirmekten geçer. Demokrasiyi seçimler, halk, bireyler olarak gören anlayış yerine; Yönetimde günlük kontrol, karar ve söz yetkilerinin, protesto hakkının özgürce kullanılabileceği, medyanın sınırsız özgürlükle çalışabileceği bir ortamın sağlanması gerekmektedir. Bu ortam oluşturulmazsa, analizler doğal olarak gökten inmeyecektir.
Bu nedenle her genç arkadaşımın kendisini siyasetin öznesi olarak görmesi, analizin anahtarının kendisi olduğu gerçeğiyle hareket etmesi ve bir başkandan beklenti içinde pasif bir konumda olmaması gerektiğini düşünüyorum. Bunun için partilerde, birliklerde, odalarda, derneklerde veya çeşitli platformlarda mutlaka örgütlü bir çabanın modülü haline gelmelidir. Örgütlü toplum yoksa demokrasi de yoktur, iş de yoktur, yemek de yoktur, barış da yoktur. Ve tabii ki seçtikleri çaba sistemi şiddet içermeyen sivil ve siyasi çaba olmalı ve bu şekilde kalmalıdır.

‘BAŞAK İLE EVLİLİKLERİ BOZACAĞIZ’

Halk TV Programcısı Şule Aydın: Demirtaş eski bir başkan ya da Türk siyasetine yön veren açıklamalar yapan bir baba değil, aynı zamanda Başak Demirtaş’ın aşık olduğu adam. Başak Hanım tutuklanmanızı anlatırken (hepimizin yüreğinde hissettiği hasret ve öfkeyle el sıkışarak) “Vedalaştı ve bir an önce geleceğimize söz verdik” dedi. O sözü tuttuğunuz gün memleketinize değil de Başak Hanım’a ait bir hayaliniz var mı? Ah aldın mı

İnce bir yerden sordun Şule Hanım 🙂 Bir de yanmış bir köşeden… Ne çok sözümüz var birbirimize, hayallerimize. İlk defa söylüyorum, geçtiğimiz günlerde Başak ile alyanslarımızı yeniledik. Tekrar sözleşme yaptık ve çıkınca nişan ve düğünden sonra sıfırdan başlamaya karar verdik. Kızlarımız küçük bir kır düğünü için hazırlıkları çoktan hallettiler. Kaybettiğimiz yıllara rağmen ilk günkü gibi başlamaya kararlıyız. Bize göre aşk yoksa gerisi boş, yapmacık. Emeği, hayatın anlamını, bağlılığı canlı tutan sevgidir. Burada bunu elimizden almalarına asla izin vermeyiz. Aşmam gereken tek bir sorun kaldı, küçük kızımız Dılda annesi için önemli bir başlık parası istiyor 🙂 Bakalım çaresini bulacağız. (HABER MERKEZİ)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu